11 Aralık 2017 Pazartesi
Home / Featured / Çelebis: İki bölgeli federasyon tek çözüm!

Çelebis: İki bölgeli federasyon tek çözüm!

AKEL’in Kıbrıs Sorunu sorumlusu Toumazos Çelebis ile Kıbrıs Rum Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos’un açıklamalarının Kıbrıs meselesine verebileceği zararı konuştuk.

Voice of the Island 2017 – Kiriakos Kiliaris

Geçen Pazar Başpiskopos Hrisostomos Kathimerini gazetesine verdiği röportajında Kıbrıslı Türkler’in hoşuna gitmeyen bazı açıklamalar yapmıştı.

Başpiskopos Kıbrıs Rum Milli Muhafız Ordusu’nun (RMMO), Türkiye’nin herhangi bir müdahaleye kalkıştığında zararının kazanacaklarından çok daha fazla olacağını bileceği bir şekilde donatılması gerektiğini de vurgulamış ve yeni Kıbrıslı Rum liderinin Türkiye’ye “yüzde 18’den yüzde 25’e kadar toprak alabilirsiniz, bu size yeter de artar” mesajını vermesi gerektiğine dikkat çekmişti.

Bu tür açıklamalar Kıbrıs sorununda çözüm arayışı sürecine ne kadar zarar verir?

İzin verirseniz Kıbrıslı Rumların çoğunluğunun iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyondan yana tavır alması nedeniyle, Başpiskopos’un hem yersiz hem zamansız açıklamalarının üzerinde durmayayım.

Zira bundan daha endişelendirici olan şey Kıbrıslı Rum toplumun Başpiskopos’un da dâhil olduğu bir parçasının fobik, popülist ve tehlikeli bir söylemle Kıbrıslı yurttaşları olumsuz etkilemeye çalışmasıdır.

Geçmişte de olduğu gibi, biz bu tavrın her zaman karşısında olacağız. İşin gerçeği biz bu güçlerin bölücü ve milliyetçi söylemlerinin seçimler yaklaştıkça artmasını bekliyorduk zaten. Her zaman yaptığımız gibi, Kıbrıs sorununun çözümü olan BM Güvenlik Konseyi kararlarında da belirtildiği gibi siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu iki bölgeli federasyon çerçevesinin, dönüşü olmayan, tek yönlü bir yol olduğunu vatandaşlarımıza samimiyetle anlatmaya devam edeceğiz. Crans Montana müzakerelerinin çökmesine katkı sağlayan hatalar hakkında konuşmaya devam edeceğiz.

Yorulmadan, sıkılmadan ve siyasi çıkarı düşünmeden, yurdumuzun ve halkımızın ancak Kıbrıs sorununun çözülmesiyle yeniden birleşebileceği pozisyonumuzda ısrar etmeye devam edeceğiz.

-Başpiskopos’un, Türkiye’ye “yüzde 18’den yüzde 25’e kadar toprak alabilirsiniz, bu size yeter de artar” gibi açıklamaları Kıbrıslı Türklere nasıl bir mesaj gönderebilir?

Toprak meselesi, sürecin çökmesinden önceki son birkaç ay içinde yapılan müzakerelerin önemli bir parçası oldu. İki taraf, Mont Peleran müzakerelerinde her toplumun idaresi altına geçecek toprak oranları konusunda hemen hemen anlaşmaya vardıktan sonra  (28,2% – 29,2%), Crans Montana’da da harita sundular. Herkes alenen ne derse desin, bazı gerçeklerden kaçınılmaz.

Kesin olan şu ki bazılarının yaklaşımları, bugünkü statükonun değişmesi çabalarına katkı yapmamanın yanı sıra ileriki aşamaların potansiyel olarak sağlayabileceği bir sonucu da olumsuz etkiler. Çünkü ne zaman süreç çıkmaza girse bazıları, ne yazık ki, yeni oldu bittiler yaratmaya çalışıyor. Bu noktanın başta çözüm yanlısı güçleri olmak üzere Kıbrıslı Türk toplumunu da meşgul etmesi gerekiyor.

-Başpiskopos ile bazı siyasi çevreler önümüzdeki seçimlerde iktidara gelecek olan  Kıbrıslı Rum liderden Kıbrıs sorununa daha ‘’realistçe” bakmasını talep ediyor ve Türkiye’nin her şeyi istediğini vurgulayarak strateji değişikliğine gitmesi çağrısı yapıyorlar. Onlara ne cevap veriyorsunuz?

Sanırım bu yanıtlar Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından zaten verildi. Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansının ardından Güvenlik Konseyi için hazırladığı raporda stratejik bir anlaşmaya çok yaklaştığımızın ve tarihi bir fırsat kaçırdığımızın altını çizdi. Genel Sekreter her iki tarafla yaptığı gizli ve derinliğine temasları sonucunda nihai bir aşamaya ilerlemenin çok realist bir yaklaşım olduğu sonucuna vardığı için bunları kaydetti.Kimse Türkiye’nin o son aşamada duruşunun ne olabileceğini tahmin edemez.

Ancak inanıyorum ki, iki toplum olarak bizler, siyasi irade ve kararlılıkla Crans Montana’da kaldığımız noktadan devam edebiliriz ve diğer taraflardan da aynısını yapmalarını talep edebiliriz. Bunun sorumluluğu liderlerin omuzlarındadır.

Kıbrıs sorununda yeni bir stratejiden bahsetmek çelişkili bir yaklaşımdan başka bir şey değildir. Zira bu stratejiyle birileri yurdumuzu mahveden milliyetçiliği besleyen eski ve aşınmış bir politikayı “yeni” olarak göstermekten başka bir şey yapmıyorlar.

-Yeni strateji çağrısının arkasında “kadife bölünme” ve iki devlet çözümü ideolojisi gizli olabilir mi?

En azından tehlikelidir. Zira yeni strateji savunucuları ne derse desin, bu strateji en azından bugünkü statükonun kalıcılaşmasının önünü açar. Bu insanlar Kıbrıs sorununa, uluslararası toplumun algıladığı biçimiyle şekillendirilmiş çözümü göz ardı ediyor ve bunun yanısıra müzakerelerden her iki toplumun lehine gelişmelerin çıktığını da. Hatta 1960 Anayasasıyla ilgili iyileşmeler dahil.

BM GS Garantörlük Anlaşması ve her türlü müdahale hakkı kaldırılmalıdır görüşünü benimsediğini zaten açıklamış bulunuyor. Sözde “yeni” strateji çağrısı yapanlar ise bugüne kadar hiçbir liderin bu politikayı neden benimsemediği sorusuna cevap veremiyorlar elbette.

Bugün teşebbüs etmemiz gereken şey, önümüzdeki son mili yürümek ve ülkemizi ve halkımızı yeniden birleştirmektir. Amerika’yı yeniden keşfetmeye çabalayanlar ise Amerika’nın uzun yıllar önce zaten keşfedilmiş olduğunu unutuyorlar.

Voice of the Island 2017 – Kiriakos Kiliaris

 

Check Also

Baf’ta patlama!

Baf’ta dün sabah, kimliği belirsiz şahıslarca, park halindeki bir araca konan bombanın patladığı bildirildi. Fileleftheros …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir