18 Haziran 2018 Pazartesi
Home | Featured | ‘Genel Sekreter açıklama yapmalı’

‘Genel Sekreter açıklama yapmalı’

Rum Dışişleri Eski Bakanı Markulli, büyük tartışmalara yol açan Guterres çerçevesi ile ilgili sorumluğun öncelikle Genel Sekreter’e, ardından da eski özel danışmanı Eide’ye ait olduğunu vurguladı:

Voice of the Island- Emine DAVUT YİTMEN

Rum Dışişleri Eski Bakanı Erato Kozaku Markulli,  Guterres çerçevesinin taraflar arasında tartışmalar yaratmasının çok talihsiz bir durum belirterek, burada sorumluluğun öncelikle Genel Sekreteri Antonio Guterres’in kendisine ve daha sonra farklı yorumlara yol açmayacak açık, yazılı bir metin bırakmayan Eski Özel Danışmanı Espen Barth Eide’ye ait olduğunu açıkladı. 

Markulli, Genel Sekreter’in çerçevesinin sözlü sunumunun ardındaki mantığı ve daha sonra Eski Özel Danışmanı tarafından yapılan diğer farklı sözlü açıklamaları, bunun yanında çerçevenin özlü olmayan versiyonu Eylül ayında raporuna koymasını anlamadığını ifade etti.  Markulli, bu aşamada bile, Genel Sekreter’in gerekli açıklamaları yapma ve çerçevesinin gerçek versiyonunu sunma yolunu bulmasının önemini vurguladı. Markulli, böyle bir durumun tüm farklı ve birbiriyle çelişen anlatımların siyasi tartışmadaki egemenliğini sona erdireceğini kaydetti.

“Süreç kaldığı yerden devam etmeli”

Markulli,  Kıbrıs müzakerelerin yeniden başlaması halinde sürecin, Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmesi gerektiğini belirtti. Müzakerelerin bırakılan yerden devamıyla birlikte, Genel Sekreterin raporunda belirttiği yönü takip ederek önemli konular üzerinde bir “stratejik anlaşma” sağlanana kadar müzakerelerin devam etmesinin önemine değindi.

Türkiye’deki seçimlere kadar olan dönemde, müzakerelerle ilgili yeni gelişmelerin meydana gelmeyeceğine dikkat çeken Markulli, Türk hükümetinin, Genel Sekreterin Özel Danışman atamasına karar vermediğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Guterres çerçevesine olan desteğini olumlu bir gelişme olarak değerlendiren Markulli,  “stratejik anlaşma” ile ilgili olarak, Genel Sekreterin, çerçevesinin Crans Montana’da sunduğu biçimiyle kendi başına bir “stratejik anlaşma” olarak hizmet edeceğini hiçbir zaman kastetmediğini ifade etti.  Markulli, Genel Sekreterin 28 Eylül 2017 tarihli raporunda, “stratejik anlaşma ”sonucunu önerirken, bundan ne kastettiği konusunda çok kesin olduğunu anlattı. Markulli, Genel Sekreterin temel konuları oluşturacak kilit konularda stratejik düzeyde bir anlaşmaya varılıncaya kadar, Crans-Montana’daki toplantılar sırasında yapılan görüşmelere rehberlik edildiği gibi belirli konular üzerine bir paket yaklaşımının izlenerek, müzakerelerin sürdürülmesini kastettiğini aktardı. Markulli, bu nedenle stratejik anlaşma aşamasına ulaşana kadar yapılacak işler bulunduğunun altını çizdi.  

“Müzakereci pozisyonun kaldırılması makul bir karar değil”

Markulli, Guterres Çerçevesi üzerinden yapılan tüm açıklamaların ne bir diyalog ne de bir tartışma olduğunu, sadece liderlerin biraraya gelmesine ve müzakerelerin yeniden başlamasına yardımcı olmayan tek taraflı monologların yürütüldüğünü ifade etti. Liderlerin Crans Montana’nın ardından sadece bir kez, gayri resmi bir akşam yemeği sırasında görüştüklerini anımsatan Markulli, bunun yanlış olduğu, liderlerin kendi aralarında veya müzakereciler arasında bir iletişim hattı kurmuş olmaları gerektiğini aktardı.

Kıbrıs Türk tarafının müzakereci pozisyonunun kaldırılması kararından duyduğu üzüntüyü dile getiren Markulli, “Bunun makul bir karar olmadığını ve doğru bir mesaj göndermediğini düşünüyorum. Diğer taraftan Sayın Mavroyannis, muadili olmadan pozisyonunda kalmaya devam ediyor ve bu iyi değil. Şu anda müzakerecilerin misyonunu, farklı yorumların sınıflandırılması ve müzakerelerin yeniden başlatılmasına zemini hazırlanmasında oldukça verimli olabilirdi. Kıbrıslı Türk lidere kararını yeniden değerlendirmesini ve yeniden müzakereci atamasını tavsiye ediyorum” yorumunda bulundu.

“Doğalgaz faaliyetlerini kısıtlama veya yavaşlatma niyeti yok”

Markulli, Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının ardından Kıbrıslı Türkler de dahil olmak üzere, tüm Kıbrıs halkının yararına olan doğalgaz faaliyetlerini kısıtlama veya yavaşlatma niyeti olmadığını ifade ederek, “Umarım Kıbrıslı Türkler, bu faydaları tam olarak kavrayacak ve bir başka ülkenin değil, her şeyden önce Kıbrıs ve Kıbrıslıların çıkarlarını savunacaklardır” yönündeki görüşünü aktardı.

 Markulli, doğalgaz faaliyetlerinin, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için devam eden müzakerelerle hiçbir ilgisi olmadığını ancak müzakereler sırasında, çözümün ardından, Kıbrıs’ın MEB’indeki hidrokarbon keşif ve işletmesiyle ilgili tüm konuların ve faaliyetlerin, her iki toplumun temsil edileceği federal hükümetin yetkisi altında olacağı bir yakınlaşma bulunduğunu hatırlattı.

“Maraş’ı rehin tutma ve sakinlerinin dönüşünü engelleme insan hakları ihlali”

Kapalı Maraş konusunda ise Markulli, tüm şehri 44 yıl boyunca rehin tutmanın ve sakinlerinin güvenlik koşullarında geri dönmelerini önlemenin, “şantajın en kötüsünü ve artık daha çok tolere edilemeyen büyük bir insan hakları ihlalini oluşturduğunu” belirtti. 2005’ten beri yapılan öneriye atıfta bulunan Markulli, bu önerinin her iki toplumun da yararına olmak üzere, ekonomik kalkınma ve binlerce Kıbrıslıya yeni iş ve fırsatlar için işbirliği ve güven şartlarını yaratacağını kaydetti. Markulli, böylesine bir önerinin, henüz Türk tarafınca kabul edilmediğini de vurguladı.

Anlaşma kadınların görüşlerini de içermeli”

Kıbrıs sorununu çözme çabalarında, sivil toplumun katılımının güçlü bir savunucusu olduğunun altını çizen Markulli, bir anlaşmaya varıldığında, her iki toplumdaki Kıbrıslıların eş zamanlı referandumda desteklemelerinin isteneceğini, bu nedenle referandumda başarılı bir sonuç elde etmek için sivil toplumun tam olarak bilgilendirilmesi ve sürece dahil edilmesinin zorunlu olduğuna dikkat çekti.

Kıbrıs müzakerelerinde, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının tüm liderlerinin ve tüm müzakerecilerinin erkekler olduğunu aktaran Markulli, ilgili müzakere ekiplerine sadece azınlık sayıda kadınların dahil edildiğini, müzakere masasında liderlere çoğunlukla erkeklerin eşlik ettiğini ve % 10’u geçmeyen çok az sayıda kadının, Çalışma Gruplarına ve Teknik Komitelere katıldığını anlattı. Markulli, anlaşmanın, kadınların görüşlerini de içermesiyle referandumda yaygın olarak benimsenme olasılığını arttıracağına işaret ederek, kadınların barış, güvenlik, yönetim, sosyal adalet, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi önemli konulardaki özel ihtiyaçlarının varılacak anlaşmaya tam olarak yansıtılması gerektiğinin üzerinde durdu.

Rum Dışişleri Eski Bakanı Erato Kozaku Markulli,  Kıbrıs sorunuyla ilgili soruları, yazılı olarak yanıtladı.

“Tartışma ve diyalog değil, monolog var”

SORU: Guterres Çerçevesi ile ilgili iki tarafta tartışmalar var. Çerçeve, iki lider tarafından farklı şekillerde değerlendiriliyor. Bu tartışmaları nasıl görüyorsunuz?

MARKULLI: Kelime tartışmalarıyla ilgili ciddi bir sorunum var çünkü şu anda olan ne bir diyalogdur ne de bir tartışmadır; sadece liderlerin biraraya gelmesine ve müzakerelerin yeniden başlamasına yardımcı olmayan tek taraflı monologlardır. Bu monologlar, halka veya medyaya liderlerin kendileri veya temsilcileri ve siyasi partiler tarafından verilen yazılı açıklamalar ve röportajlar biçimini alıyor. Geçtiğimiz Temmuz ayında Crans Montana’daki prosedürün askıya alınmasından bu yana neredeyse bir yıl geçti ve liderler gayri resmi akşam yemeği sırasında sadece bir kez görüştüler. Bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Liderler kendi aralarında veya müzakereciler arasında bir iletişim hattı kurmuş olmalıydılar. Burada, Kıbrıslı Türk Lider Mustafa Akıncı’nın, Kıbrıs Türk tarafının müzakereci pozisyonunu kaldırması kararından duyduğum üzüntüyü ifade etmek zorunda hissediyorum. Bunun makul bir karar olmadığını ve doğru bir mesaj göndermediğini düşünüyorum. Diğer taraftan Sayın Mavroyannis, muadili olmadan pozisyonunda kalmaya devam ediyor ve bu iyi değil. Şu anda müzakerecilerin misyonu, farklı yorumların sınıflandırılması ve müzakerelerin yeniden başlatılmasına zemini hazırlanmasında oldukça verimli olabilirdi. Kıbrıslı Türk Lidere kararını yeniden değerlendirmesini ve yeniden müzakereci atamasını tavsiye ediyorum.

SORU Çerçeveyi netleştirecek kişinin, BM Genel Sekreteri olduğunu biliyoruz. Genel Sekreterin konuyla ilgili açıklamayı yapması gerektiği görüşüne katılır mısınız?

MARKULLI: Guterres çerçevesinin bu kadar tartışma yaratması çok talihsiz bir durum. Bana göre bu, öncelikle Genel Sekreterin kendisinin ve daha sonra farklı yorumlara yol açmayacak açık, yazılı bir metin bırakmayan Eski Özel Danışmanı Sayın Eide’nin sorumluluğundadır. Ben, çerçevesinin sözlü sunumunun ardındaki mantığı ve daha sonra Eski Özel Danışmanı tarafından yapılan diğer farklı sözlü açıklamaları, bunun yanında çerçevenin özlü olmayan versiyonu Eylül ayında raporuna koymasını anlamıyorum. Genel Sekreterin, söz konusu raporunda, çerçevesinin açık ve eksiksiz bir biçimini yazılı bir biçimde sunmak için eşsiz bir fırsatı kaçırdığını düşünüyorum. Şimdi bu aşamada bile, gerekli açıklamaları yapma ve çerçevesinin gerçek versiyonunu sunma yolunu bulmalı. Böylece, tüm farklı ve hatta çelişen anlatımların siyasi tartışmadaki egemenliği sona erecektir.

“Stratejik anlaşma aşamasına ulaşana kadar yapılacak işler var”

SORU: Sayın Akıncı’nın, Guterres çerçevesinin stratejik paket anlaşması yapılması yönündeki çağrısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

MARKULLI: Sayın Akıncı’nın Guterres çerçevesine olan desteğinin, Kıbrıs Türk toplumunun bazı kesimlerinin ayrılıkla ilgili pozisyonlarını ve Türkiye’nin müzakerelerin varolan parametrelerle devamına karşı olmasını göz önüne aldığımızda, olumlu bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Aslında Türkiye, Kıbrıs Türk toplumundaki bazı siyasi güçlerin de desteğiyle belirlenmiş BM parametrelerinden uzaklaşma ve konfederasyon veya iki devletli bir çözümü destekleme fikrini öne sürüyor. Sayın Akıncı, birçok vesileyle kabul edilmiş olan federal çözüm çerçevesini savundu ve kendisini bu tarz pozisyonlardan farklı kıldı. “Stratejik anlaşma” ile ilgili olarak, Genel Sekreter, çerçevesinin Crans Montana’da sunduğu biçimiyle kendi başına bir “stratejik anlaşma” olarak hizmet edeceğini hiçbir zaman kastetmedi. 28 Eylül 2017 tarihli raporunda, “stratejik anlaşma ”sonucunu önerirken, bundan ne kastettiği konusunda çok kesindi. Temel konuları oluşturacak kilit konularda stratejik düzeyde bir anlaşmaya varılıncaya kadar, Crans-Montana’daki toplantılar sırasında yapılan görüşmelere rehberlik edildiği gibi belirli konular üzerine bir paket yaklaşımının izlenerek, müzakerelerin sürdürülmesini kastetti. Kapsamlı bir çözüm için ve bir “stratejik anlaşmanın” sonucunu takiben, detaylar teknik düzeyde çalışılacaktır. Dolayısıyla stratejik anlaşma aşamasına ulaşana kadar yapılacak işler var. Bu hedefe ulaşmak için en önemli amaç, müzakereleri Crans Montana’da kesintiye uğratılan noktadan yeniden başlatmaktır.

SORU: Görünüşe göre tüm taraflar, Türkiye’deki seçim sonuçlarını bekliyor…

MARKULLI: Türkiye’deki seçimlere kadar olan dönemde, müzakerelerle ilgili yeni gelişmelerin meydana gelmeyeceği ortadadır. Bu durum, Türk hükümetinin almış olduğu çok talihsiz pozisyon nedeniyledir. Türk hükümeti, tarafların pozisyonlarını araştırmak ve yenilenen müzakere sürecinde onları biraraya getirmeye çalışması için Genel Sekreterin Özel Danışman atamasına bile karar vermedi. Türkiye’deki seçimlerin ardından müzakerelerin yeniden başlaması halinde süreç, Crans Montana’da kaldığı yerden devam etmeli ve Genel Sekreterin raporunda belirtilen bir yönü takip etmeli, yani daha önce açıklandığı gibi,  önemli konular üzerinde bir “stratejik anlaşma” sağlanana kadar müzakereler devam etmeli. Bu, tarafların,  müzakerelerin hem iç hem de uluslararası yönleri ile ilgili önemli konulardaki endişelerinde gerekli güvencenin sağlanarak kapsamlı bir anlaşmaya dahil edilmesinde çok elverişli olduğu kanıtlanmış bir metodolojidir.

“Bazı aktörlerin bir kısmının kendine aşırı güveni…”

SORU: Rum tarafı, yeni bir konferans olması durumunda iyi hazırlığa ihtiyaç duyulduğunu söylüyor. Bu, ne anlama geliyor? Daha önce iyi hazırlanmadılar mı?

MARKULLI: Bu pozisyona tamamen katılıyorum, yani iyi hazırlığa, çünkü hazırlık başarılı bir sonucun anahtarıdır. Bu nedenle, öngörülen “stratejik anlaşmanın” mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılması amacıyla müzakerelerin yeniden başlatılması için BM ve ilgili diğer tüm uluslararası aktörlerin yardımıyla zemin hazırlanmasında etkili olacak iki tarafın müzakerecilerin işlevini sürdürmesi önemlidir. Geçmişte, zorlukların yanlış hesaplanması ve bazı aktörlerin bir kısmının kendine aşırı güven tutumu nedeniyle, müzakerelerin bazı önemli aşamalarından önce, istenen ilerlemeyi gerçekleştirmek için yeterli hazırlık yapılmadığını kabul etmeliyiz.

SORU: Her iki toplumun federal çözümün ne demek olduğunu tam olarak anladığını düşünüyor musunuz? Toplumlar federal çözüm için hazır mı?

MARKULLI: Federalizmle ilgili olarak, her iki tarafta halkların yeterince hazırlıklı olmadığını ve 1960 üniter devletinin iki kesimli, iki toplumlu bir federasyon haline dönüşmesinin hayatlarını nasıl değiştireceğine dair hazırlıklı olmadığını hissediyorum. Geçmişte girişimler oldu ama tutarlılıktan yoksundular. Her zaman sesimi duyurdum ve özellikle çatışma durumlarından çıkan ülkeler için federalizmde yer alan ilkeler ve avantajlar konusunda halkın eğitim ihtiyacını vurguladım. Çalışılabilir bir federasyonun, ülkenin, halkın, kurumların, toplumun ve ekonominin birliği ve aynı zamanda kalıcı barış ve refah için en iyi garanti olacağına inanıyorum. Aynı zamanda, bir federal düzenlemede iki toplum, kültürel ve etnik kimlikleri yanında, kurucu devletlerin yetkisi altında kalabilecek geniş yeterlilik yelpazesindeki özerkliklerini koruyabilecekti. Bence bu, Kıbrıslılar tarafından iyi anlaşılmış olsaydı, federasyona karşı çok fazla korku ve şüphe olmazdı.

“Umarım Kıbrıslı Türkler, bir başka ülkenin değil, her şeyden önce Kıbrıs ve Kıbrıslıların çıkarlarını savunacaklardır”

SORU: Kıbrıs’ta tüm taraflar arasında doğalgaz konusu gerginlik yaratıyor. Yabancı şirketler, tarafların bu alanda işbirliğini isteseler de bu yönünde pek bir adım atılamayacak gibi görünüyor. Bu durumda ne olacak?

MARKULLI: Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs sorununun başlangıcından bu yana, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler bunu kabul etse de etmese de, uluslararası alanda tanınmaya devam eden siyasi ve hukuki gerçekliği oluşturmaktadır. Gerçekte Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamakla uluslararası toplumda yalnız kalıyor. Egemen bir ülke olan Kıbrıs, 2003 yılında Mısır’la yaptığı sınırlandırma anlaşması (delineation agreement) ile hidrokarbon araştırmalarını yürütmek için yasal çerçeveyi uygulamaya koymaya başladı. Bunu, 2007 yılında Lübnan’la ve 2010 yılında İsrail’le birlikte, üç tur lisansla, MEB’in sekiz blokunda güçlü yabancı şirketlere hidrokarbon arama ruhsatlarının verilmesi izledi. Bu yıllar boyunca Türkiye, her zaman haksız ve Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne aykırı iddialarda bulunmuş olsa da Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik çabalar, müzakere dönemlerinde devam etti. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yoğun hidrokarbon faaliyetlerinin gerçekleştiği dönemlerde, 2004 referandumu yanı sıra,  Hristofyas / Talat, Anastasiadis / Eroğlu ve Anastasiadis / Akıncı arasında müzakereler vardı. Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasının ardından Kıbrıslı Türkler de dahil olmak üzere, tüm Kıbrıs halkının yararına olan bu faaliyetleri kısıtlama veya yavaşlatma niyeti yoktur. Kıbrıs’ın MEB’ndeki bu paha biçilmez zenginlik, Kıbrıslıların ileriki nesillere daha iyi bir gelecek sunarak, herkes için sağlık, eğitim ve refah dahil olmak üzere her alanda refah ve ilerlemeyi garanti edebilir. Umarım Kıbrıslı Türkler, bu faydaları tam olarak kavrayacak ve bir başka ülkenin değil, her şeyden önce Kıbrıs ve Kıbrıslıların çıkarlarını savunacaklardır.

SORU: Kıbrıs Türk tarafının doğalgazla ilgili ortak komite kurulması önerisi var. Bu konudaki düşünceniz nedir?

MARKULLI: Kıbrıs’ın pozisyonu, Kıbrıs Türk önerisinin ilk olarak 2011’de ortaya çıktığı zamandan bu yana çok nettir. Kıbrıs Cumhuriyeti egemen bir devlettir ve bir ülkenin Münhasır Ekonomik Bölgesi içindeki hidrokarbon faaliyetlerinin yürütülmesi, uluslararası olarak tanınan ülkelerin egemenlik haklarından oluşmuştur; topluluklar veya grupların değil. Elbette bu faaliyetlerin, iki toplumun liderleri arasında ayrı bir süreç olan Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için devam eden müzakerelerle hiçbir ilgisi yoktur. Öte yandan, müzakereler sırasında, çözümün ardından, Kıbrıs’ın MEB’indeki hidrokarbon keşif ve işletmesiyle ilgili tüm konuların ve faaliyetlerin, her iki toplumun temsil edileceği federal hükümetin yetkisi altında olacağı bir yakınlaşma olmuştur.

SORU: Kapalı Maraş, bir hayalet kent olmaya devam ediyor ve kimseye bir fayda sağlamıyor. Bir taraf konunun Güven Yaratıcı Önlemler (GYÖ) çerçevesinde ele alınmasını isterken, diğer taraf çözümün bir parçası olduğunu söylüyor. Peki, kapalı Maraş konusunda ortak zemini nasıl bulacağız?

MARKULLI: Maraş’ın Birleşmiş Milletler idaresine devredilmesi ve sakinlerinin geri dönüşünü talep eden 550 (1984) ve 789 (1992) sayılı BM Güvenlik Konseyi kararlarına saygı gösterirsek, ortak bir zeminimiz olabilir. Tüm şehri 44 yıl boyunca rehin tutmak ve sakinlerinin güvenlik koşullarında geri dönmelerini önlemek, şantajın en kötüsünü ve artık daha çok tolere edilemeyen büyük bir insan hakları ihlalini oluşturmaktadır. Bu nedenle, Kıbrıs Rum tarafı, kazan-kazan durumu ve yeniden birleşme çabaları için oyun değiştirici olarak hizmet edebilecek bir GYÖ paketi önerdi. Daha spesifik olursak, 2005’ten beri yapılan öneride, Maraş’ın BM’ye devrini ve meşru sakinlerinin geri dönüşü için Maraş’ın yeniden inşasını, Mağusa’da Orta Çağa ait anıtların restorasyonu ve Türkiye’nin katılım süreci için faydalı etkileri olacak Mağusa Limanı’nın AB himayesinde açılması ve işletilmesini içeriyor. Her iki toplumun da yararına olmak üzere, ekonomik kalkınma ve binlerce Kıbrıslı için yeni iş ve fırsatlar için işbirliği ve güven şartlarını yaratacak böyle bir öneri, henüz Türk tarafınca kabul edilmedi.

“Referandumlarda başarılı sonuç için sivil toplum bilgilendirilmeli”

SORU: BM raporlarında kadınların ve sivil toplumun barış süreçlerine dahil edilmeleri ile ilgili referanslar var. Kıbrıs’taki barış sürecinde kadın katılımının yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

MARKULLI: Kıbrıs sorununu çözme çabalarına, sivil toplumun katılımının güçlü bir savunucusuyum. Bunun nedeni, bir anlaşmaya varıldığında, her iki toplumdaki Kıbrıslıların da eş zamanlı referandumda desteklemeleri istenecektir. Bu nedenle referandumda başarılı bir sonuç elde etmek için sivil toplumun tam olarak bilgilendirilmesi ve sürece dahil olması zorunludur. Ne yazık ki, bugüne kadar sivil toplum, her iki liderin de barış sürecinin farklı aşamalarında insanları bilgilendirmek için herhangi bir ciddi girişimde bulunmadıklarından dolayı marjinalleşmiş bir kapsamda kalmıştır. Aynı şey, nüfusun% 50’sinden fazlasını oluşturan kadınların müzakerelerdeki katılımı için de geçerlidir. Bazı örnekler konunun ciddiyetini ortaya koymaktadır. 1960’da bağımsızlıktan bu yana ve ilk müzakerelerin 1968’de başlamasından beridir, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarının tüm liderleri ve tüm müzakerecileri erkeklerdi. İlgili müzakere ekiplerine sadece azınlık sayıda kadınlar dahil edilmiştir. Müzakere masasında liderlere çoğunlukla erkekler eşlik ediyor ve % 10’u geçmeyen çok az sayıda kadın, Çalışma Gruplarına ve Teknik Komitelere katılıyor. Örneklerden kolaylıkla anlaşılabileceği gibi, Kıbrıslı kadınların müzakere masasında yeterince temsil edilmemesi, tüm yetenekleri ve potansiyelleri kullanma olasılığından her iki tarafı ve Kıbrıs’ı mahrum bırakmıştır. Kadınların barış, güvenlik, yönetim, sosyal adalet, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği gibi önemli konulardaki özel ihtiyaçları, ulaşılacak anlaşmaya tam olarak yansıtılmalıdır.

SORU: Kadınların barış sürecinde daha aktif yer almaları için pratikte neler yapılabilir?

MARKULLI: Ekim 2000’de kabul edilen ve ilk kez, kadınların barış ve güvenliğe aktif temsilciler olarak eşit ve tam katılımının önemini vurgulayan BM Güvenlik Konseyi’nin Kadın Barış ve Güvenlik hakkındaki 1325 sayılı kararına liderler, kadınların barış müzakerelerine daha aktif, eşit ve daha fazla katılım ve çözüm sonrasında barışı inşa etme ve pekiştirme çabalarını teşvik ederek tamamıyla saygı duymalı.

SORU: Kıbrıs barış sürecinde kadınlar, ne gibi farklar yaratabilirler?

MARKULLI: Anlaşmanın kadınların görüşlerini de içermesi, referandumda yaygın olarak benimsenme olasılığını arttırmaktadır. Barış görüşmelerinde, bakış açılarının ve cinsiyet boyutlarının birleştirilmemesi durumunda, tüm süreç tehlikeye girebilir ve sonucun başarısı şüpheli olabilir. Kıbrıs’ı bölen çizginin her iki tarafındaki kadınlar ve erkekler, daha güvenli, daha müreffeh ve barışçıl bir gelecek inşa etme, çocuklarımız için daha adil bir toplum ve yeni nesil Kıbrıslılar için ortak bir vizyonun gerçekleştirilmesi için el ele ve birlikte çalışmalıdır.

Voice of the Island- Emine DAVUT YİTMEN

 

Diğer Haberler

Bafra’daki ölümlü iş kazası…

İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanları Birliği Başkanı Güvenç Yüksel, İsmail Kızıldemir adlı kişinin Bafra’da dün, …

KTTO’dan Politis’e reklam!

Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Başkanı Turgay Deniz, Güney Kıbrıs’ta Rumca yayımlanan Politis gazetesine bayram …

Güney’deki şampiyonanın galibi Ratip!

Larnaka’da bu yıl 5’inci kez  düzenlenen Kıbrıs Atıcılık Şampiyonası’nda, Mağusa Atıcılık üyesi olan Ahmet Ratip …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir