24 Şubat 2018 Cumartesi
Home / Featured / Romeo’nun Köyü Antroligu 2… Birazcık saygı!

Romeo’nun Köyü Antroligu 2… Birazcık saygı!

Kıbrıs’ta aşkları sınırları aşan  Antroligulu Hasan Mustafa ile Hambou’nun dillere destan aşkları ile başlamak istiyorum bugünkü yazıma.

Hasan, daha çocuk yaşında okuldan alınıp Kıbrıslı Rum bir ailenin yanına verilmişti. Gencecik yaşına rağmen ovalarda hayvanlarla yaşamaya mahkum edilmişti. Delikanlı, çaresiz, kaderine boyun eğmişti. Öylesine, umarsız akıp giderken hayat, ailenin yetişkin kızı Harulla’ya (Hambou) aşık oldu. Büyük bir aşkla bağlandı birbirine kaderin doğaya mahkum ettiği iki genç. Fakat zaman milliyetçilik zamanıydı. Hasan, o güne kadar sadece hayvanların “soyu” olduğunu düşünüyordu. Hangi hayvanın hangi soydan geldiğini ezbere bilirdi ama medeniyet görmüş muallimlerin, papazların, kelli felli adamların insanların ‘soylarına’ bakarak gelecek tahayyülü kurduklarını bilmiyordu.

‘Bir kadınla ne İsa fakirleşir, ne de Muhammed zenginleşir…’ Romeo’nun Köyü 1’i okumak için tıklayın

Voice of the Island – Cemal Dermuş

Yazdığım bu yazının birkaç gün sonrasında, Antroligulular’ın 1974 sonrasında yerleştikleri Mirtu (Çamlıbel) köyüne gitmeye karar verdim. Gidişim öncesine tanıdığım Enver Taşpınar’a haber vermiş olmama rağmen hangi gün gideceğimi bildirmemiştim. Her şeyi tamamen akışına bırakmak istedim. Yımazköy’den geçip Çamlıbel kahvehanesine vardım. Dışarıda oturanların dışında içeride bir masa etrafına oturmuş kağıt oyunu oynayanlar ve onları seyreden birkaç kişi daha vardı. Enver arkadaşım da oyun oynayanlar arasındaydı. Rahatsız etmemek adına ona görünmeden dışarıdaki yaşlı amcanın yanına gidip oturuverdim. Tanışma faslımızın sonrasında Romeo’yu (Hasan Mustafa) sordum. Kısa kısa verdiği bilgiler sonunda, havanın da soğumasıyla içeriye geçip oturduk. Enver  arkadaşıma seslendikten sonra, oyunu izleyen eski Muhtar Hasan dayıyı gördüm ve hemen yanına  oturup ona da sordum Romeo’yu. 

“Bak oğlum Hasan Bey daha küçükken davarları vardı ailesinin. Akama’daki bir Rum ile davarlarını karıştırıp birlikte otlatmaya başlamışlardı Rum’un kızı Hambou ile. Gel zaman git zaman büyümüşler serpilmişlerdi her ikisi de. Ama Hambou Hasan Bey’den biraz da büyüktü. Eee gönül bu ya! Birbirlerine tutuştular. Hasan Bey kızı vermeyeceklerini anlayınca, gaçırdı gızı ve köye getirdi. Rumlar haber alınca büyük tantanalar yaşandı. Neyse ki sonunda tatlıya bağlandı bu iş ve hayatlarının sonuna kadar hiç ayrılmadılar. Çocukları da oldu galiba 3 veya 4 tane. Ama en önemlisi Hasan Beyin kız kardeşi Meryem de Hambou’nun akrabası olan bir Rum’u sevdi ve o da onunla evlendi. Kısa süre önce Meryem’in kocası da öldü. Şimdi Meryem de güneyde yaşıyor.”

Eski muhtarın verdiği bilgi sonrasında şimdiki muhtarla muhtarlık odasına bir girdik ki, duvarlar resimlerle kaplıydı. Hasan Bey’in de resmi var mı demeye kalmadan resmi gösterdi muhtar ve ekledi… ” Hasan Beyin ve Hambou’nun aşkı ile ilgili yapılan Akamas filmini izledim. Eh idare eder. Ama çok da gerçekçi bulmadım. Çok eksik” dedi. Verdikleri bu bilgiler için teşekkür edip Lefkoşa’ya geri dönüyordum. Bir anda epeydir gitmediğim Kozanköy’e gitmeye  karar verdim. Konumu itibarıyla çok güzel bir dağ köyü Kozanköy. Çeşitli açılardan fotoğraflar çekmeye başlamıştım ki, bir anda gözüme takılan Manastıra gitmeye karar verdim. Çok da ihtişamlı görünüyordu.

Kozanköy’de Meryem Ana’ya ait  Panagia tou Katharon Manastırı

Kıbrıs’taki en önemli ibadet yerleri arasına yer alan Manastır, M.S 730 – 787 yılları arasında Doğu Roma İmparatorluğunda süren İconoclasm hareketinden dolayı İstanbul veya Bizans İmparatorluğu topraklarından kaçarak Kıbrıs’a gelen keşişler tarafından kurulmuştur. M.S XI-XII. Yüzyılda işlevini sürdürmüş, zamanla da bölgenin dini merkezi durumuna gelmiştir. Bu nedenle ibadet amacıyla çevredeki Agridaki (Alemdağ), Sysklipios (Akçiçek), Ayios Ermolaos (Şirinevler)  ve Kontemenos (Kılıçaslan) köylüleri tarafından ziyaret edilirdi. Manastır Rumca’da “temiz” anlamına gelen “ton katharon”dan adını almaktadır. Bir zamanlar manastır kilisesinde bulunan ve Panayia Kathariotissa adıyla bilinen Meryem ana ikonunun nazara uğrayanları tedavi etme gücüne sahip olduğuna inanılırdı. Bu ikonun da M.S IV. Yüzyılda Bizans İmparatoru Konstantin I’in (Büyük Constantin’in) annesi Azize Helena tarafından Kıbrıs’a getirildiği rivayet edilmektedir. Manastır ilkin Baş Diyakoz’a bağlı iken, daha sonraları Girne Piskoposluğuna bağlanmıştır. Kutlama günü 15 Ağustos olarak belirlenmiştir. Tonoz üst örtülü olan manastır kilisesinin de Meryem Ana’ya adandığı tahmin edilmektedir.  (Fotoğraf 6) M.S XIV-XV. Yüzyıla tarihlenen batı giriş kapısı kemerinin üst başındaki yazıtta 17(2?)7 yılı kayıtlıdır. Bir zamanlar kuzey kapısının iç kısmındaki ahşap lentoda Davud’un altı kollu yıldızı bulunmasına karşın, şimdi ne yazı ki orada yoktur.

Manastır çevresinde M.S XIV. yüzyıla tarihlenen Skrafitto tekniğinde yapılmış seramik kırıklarına rastlanmaktadır. Arazi zengin su kaynaklarına sahip olduğundan bir zamanlar hayvancılık amacıyla kullanılırdı. Manastırın doğu ile kuzeyindeki revaklı odalar keşişlere ait iken, daha gerideki odalar ise ağıl, çoban evi, su kuyusu ve su sarnıcı olarak kullanılıyordu. Kilisenin güneyinde bulunan ve Meryem Ana’ya ait olduğuna inanılan kutsal bir su kaynağının, körler ile duyma zorluğu çekenleri sağlığa kavuşturma gücüne sahip olduğuna inanılırdı.

Eskiden kuraklık dönemlerinde manastırın kuzey bitişiğindeki Manastıra ait harman yerinde yağmur duası ayini yapılırdı.  Ayin genellikle Meryem Ana’nın yortu günü olan 21 Kasım tarihinde gerçekleştirilirdi.  Tören, o ününün sabahı, ekmek ve şarap ayiniyle başlar, sonra da insanlar Meryem Ana’nın kilisede ulunan ikonunu alıp toplu halde manastırın etrafında dönerlerdi.  İkon daha sonra harmn yerine götürülür ve ikonun önüne diz çökenler yağmur yağdırması için Meryem Ana’ya da ederlerdi. Tören yapıldıktan sonra öğlene varmadan yağmurun yağmaya başladığı iddia edilmektedir.(Kaynak: Tuncer Hüseyin Bağışkan)

Bu ziyaretimden de yine utanarak ve üzülerek Lefkoşa’ya geri döndüm. Geceleyin Teralılar Dayanışma Derneği Başkanı Özer Çelik Bey ile temas kurarak sitemlerimi ilettiğim zaman, söyledikleri beni daha çok şaşırttı ve üzdü.

Tera’daki camimizin mezarlğımızın, nasıl temiz olmasını istersek bizler de temiz tutmalı mıyız?

Temiz ve bakımlı tutup gelen ziyaretçilerden biz nasıl kazanç sağlarız diye düşünürsek daha doğru olmaz mı?

Haklısın Cemal. Hangi hükümet, hangi bakan zamanında oldu  bilmiyorum, ama o manastır, köylümüz  olmayan özel bir kişiye kiralıdır. Köylüye mal etmek ve restorasyonunu yapmak için girişimlerimiz var, inşallah başaracağız. Bu ince düşüncen ve ilgin için teşekkür ederim.

İşte en büyük şokumu yaşadığım an bu andı. Neyse ki Özer Çelik gibi duyarlı insanlarımız vardır. Size güveniyorum özer Çelik Bey. Peki ya seçimden yeni çıkmış vekillerimiz, bu konu sizede ilgilendiriyor mu?

Voice of the Island – Cemal Dermuş

Check Also

Bandabuliya Sahnesi perdelerini açtı!

Özelde Surlariçi bölgesine, genelde Lefkoşa kentine kültürel ve sosyal anlamda önemli bir değer katması hedeflenen …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir